AMERİKA KİMDİR?
 

Emperyalist ABD'nin Kimligi

•  Amerikanin kanli karnesi
•  Emperyalizm ve klasik sömürgecilik
•  Kristof Kolomb
•  Dünyanin dört bir yanina dagilma
•  Kizilderili katliamlari
•  Iyi bir Kizilderili ölü bir Kizilderilidir.
•  Kizilderili atasözü
•  Koloniler
•  Siyah tenli adamin kara talihi
•  Malcom X
•  Güney Kuzey paylasim savasi
•  Amerika hangi milletlerden kuruldu
•  ABD'nin kurulusu
•  Emperyalist paylasim savasi
•  Ikinci Dünya savasinda Amerika
•  Marshal Plani

ABD'nin Katliamlari

•  Sili
•  Meksika
•  Kaloforniya
•  Teksas
•  Küba
•  Filipinler
•  Haiti
•  Panama
•  Nikaragua
•  El Salvador
•  Brezilya
•  Bolivya
•  Çin
•  Kore
•  Endonezya
•  Vietnam
•  Kamboçya
•  Iran
•  Afrika
•  Montreo Doktrini
•  Afganistan
•  Irak
•  Yunanistan
•  Ve Türkiye
•  ABD yıkılacaktır.

 

© Copyright 2009 Yücel Kaya
Adres göstererek alıntı yapılabilir

Tarihin her döneminde böylesine katliamlar yapan ABD kimdir?


Amerika bütün deniz asiri ülkeler savas açmakta ve oralarin degerlerini sömürmektedir. Tarihin her döneminde böylesine katliamlar yapan ABD kimdir? Bu kadar emperyalist paylasim sonucunda ABD halki bundan bir kazanç temin edebilmis midir? Biraz ABD içini irdelemeye çalisalim.

1970 yilinda Amerikan ailelerinin beste biri millî gelirin yalnizca yüzde üçünü paylasirken, skandalin diger tarafindaki yüzde beste yer alan bir aileler de yüzde kirk besini bölüsüyordu. Piramidin diger ucundaki yüzde birlik kesim ise gelirin yüzde yedisini aliyordu. Bugün bu oranlarda çok ciddi farkliliklar olusmustur.
2000 yilina gelindiginde nüfusun yüzde doksanlik bölümü ulusal gelirin yalnizca yüzde on besi kadarini, yüzde yedilik bir kesim yüzde yirmi bes kadarini ve yüzde üçlük bir kesim yüzde altmisi kadarini elinde bulunduruyor.

Dünyanin içten içe en çok çürümüs ülkesi Amerika Birlesik Devletleri'dir.

Bu ülkede suç, adam kaçirma, uyusturucu kullanma ve satma, hirsizlik ve issizlik had safhadadir. Ahlaki çöküs Amerikan ailelerini dagilma durumda getirmistir.

Evlilik oranlarinin düstügü fakat bosanma oranlarin olaganüstü sekilde yükseldigi görülüyor. Bugün Amerikan sokaklari evsizlerle doludur. Durum böyleyken Amerika Birlesik Devletleri'nin zenginliginden söz edebilir miyiz? Kesinlikle evet.

Doktor Fikret Baskaya, �Bir ülkenin zenginlesmesi demek ayni zamanda o ülke halkinin yoksullasmasi demek� oldugunu yazmistir. Bu dogrudur.

Ülkeler zenginlestikçe halklar yoksullasir. Zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksuldur. Peki, hâl böyleyken ABD; halkini düsünüp gelirini artirmak için neden kismi de olsa bir sosyal refah yaratmiyor?

Bunun cevabi da basittir. Artik ABD için Amerika cografyasi devletinin bile terk ettigi yerler gibidir. 1990 yilinda ortaya çikan ilginç bir gerçek her seyi bize anlatiyor. ABD'nin Orta Dogu'ya ve diger üçüncü dünya ülkelerine kaydirdigi sermayenin toplami kendi ülkesi içindeki sermayesinden birkaç misli daha fazladir.

Yine yalnizca Orta Dogu'daki ajanlari ve provokasyonlari için ayirdigi bütçe tüm bakanliklarin bütçesinin tam 12 katidir. Su an ülkemizde dolasan Amerikan ajanlarinin sayisini ABD bütçesindeki payina bakarak tahmin edebiliyor musunuz? Sabah ise ya da okula giderken her gün kaldirimin kenarinda durup kuruyemis satan saticinin ABD ajani olmadigini nereden bilebilirsiniz? Ya da devlet dairelerinde önemli görevlerde bulunan kisilerin ABD ajani olmadiklarini söyleyebilir misiniz?

Her gün okudugunuz gazetenin sevdiginiz yazari ABD'den maas alan bir ajan olamaz mi? Yazilarina dikkat ediniz, bize ne kadar da ABD sempatizani gibi gelebiliyor. Nasil da Irak'ta yasatan vahseti savunma noktasinda bizi etkilemeye çalisiyor!

Orta Dogu'daki ajanlarina milletvekillerinin bütçesi kadar bir bütçe ayiran ABD kendi içinde açlik ve sefalet içereisinde yasayan Harlemin arka sokaklarinda uyusturucu, batagina gömülen gençleri kurtarma yoluna gidemez mi?

ABD, Irak savasi için yaptigi masrafin yalnizca bir bölümüyle dahi yüz binlerce insani sokaktan ve yoksulluktan kurtarabilir.

Amerika Birlesik Devletleri her yerde çoktan ölmüs birinin hayaleti gibi gezmektedir. ABD yalnizca sermayesinin oldugu yerde vardir.

Beyaz Saray veya Pentagon gibi küçük alanlar yalnizca yönetim konumlandigi üslerdir. Evet, Amerika Birlesik Devletleri halki Amerika Birlesik Devletleri'nin zerre kadar da umurunda degildir.

Ya da gerçekçi bir bakis açisiyla söz gelimi bugün, Orta Dogu, Amerika Birlesik Devletleri için kendi topraklarindan daha degerlidir. Çünkü bu topraklar onun hem bugünü hem de gelecegidir. Bugünün dünyasinda hala kismi olarak bakir kalmis yerler vardir. Cografyasi ve tarihsel özelliginden beri emperyalizmin tam olarak tahakküm altina alamadigi, bosluk noktalaridir. Fakat Amerika Birlesik Devletleri son ve büyük bir krizin sinyallerini almistir.

Bu kriz üstelik Birinci ve Ikinci Dünya savaslarinda oldugu gibi klasik taktiklerle ya da yeniden çikacak bir dünya savasinin sonucunda pazarlarin yeniden paylasilmasiyla hâlledilebilecek bir mesele, riske edilecek bir sey degildir.

Kaldi ki bugünün isleyisi çok farklidir. Bugün ABD'nin karsisinda Dogu Blogu denen bir hadise kalmamistir.

Ayrica Dünya çapinda bir güç olarak ona karsi çikacak büyük toplumsal bir üstünlük de ne yazik ki olusmamistir.

Simdiki paylasim savaslari iste Irak isgali gibi farkli bir sekilde yapiliyor. Amerika Birlesik Devletleri ve diger emperyalist ülkeler, bu mazlum halkin basina binlerce ton bomba yagdiriyor, bu kara parçasini bir cehenneme çeviriyor, tipki akbabalarin leslerin etrafinda bir parça kopartmak için toplasmasi gibi birer parça almaya çalisiyorlar.

ABD'nin tarihi komplo teorileri ile doludur
Düne kadar her kirli isin arkasinda olan Amerika, dünya jandarmaligina soyunmus durumda ve sahip oldugu ekonomik ve askerî güç sayesinde dünya kamuoyundan bile gizlemek zorunda kalmadan isgallerine ve zulümlerine devam ediyor.

Kirli tarihi iyice çürümeye baslamis bir durumdadir. Kokusu her yere yayilmaktadir. Latin Amerika ve Orta Dogu'daki bütün katliamlarin ve diktatörlüklerin perde arkasinda o vardir. Fakat alay eder gibi hâlâ yaptigi katliamlari ve zulümleri özgürlük veya baris harekâti olarak adlandirmaktadir.

Elbette onlarin özgürlük ve baris anlayisinin ne demek oldugunu bes yüz küsur yildan beri biliyoruz.

Somali'de insanlarin yiyecek ekmegi yokken birbirine düsen kabileler Amerika Birlesik Devletleri'nin en gelismis silahlariyla sahneye çikti ve yine Amerika Birlesik Devletleri devreye girerek orayi isgale kalkisti.

Afganistan'da, Irak'ta sivil halkin basina tonlarca bomba yagdirip çoluk çocuk demeden katliam yapti. Ikinci Irak Savasi sirasinda koskoca bir memleketi yerle bir etti.

Birkaç dolarlik petrol için kan döktü ve dökmeye devam ediyor. Dünyanin gelmis geçmis en büyük teröristi Amerika Birlesik Devletleri'nin kendisidir. Amerika Birlesik Devletleri'nin aleni isgalciligi tarihî Kizilderili katliamlarindan sonra bin dokuz yüzlü yillarinin basina kadar uzanir.

ABD, 1898 yilinda Meksika'ya girerek orayi isgal etmis, yine ayni dönemde Küba'ya da girmistir.

Güney Amerika'da komplolarla iç karisiklik yaratmis ve 1921 yilinda adi �Milliyetçi Muhafizlar� olan bir terör örgütü kurmus basina da Somoza adli diktatörü geçirmistir. Oradaki muhalif hareket ise kanla bastirilarak muhalefetin lideri olan Sandino ve 300 arkadasi katledilir.

Ikinci Dünya Savasi'nda Japonya'ya atom bombasi atarak iki yüz elli bin sivilin ölümüne ve sakat kalmasina neden olur.

1952�53 yillarinda Kore'ye savas açar, onu izleyen dört yil içinde katlettigi insan sayisi yüz binleri bulur.

1965 yilinda Endonezya'da bir milyon kisinin katledilmesinden sorumludur. Orada iktidara getirdigi Shurto Hükûmetiyle is birligiyle yapmistir bu isi. Ayni sene Dominik'e askerî bir müdahale yapan Amerika Birlesik Devletleri burada da 10.000 kisiyi katletmistir.

Vietnam'da BM antlasmalariyla yasaklanmis her türlü kimyasal sil000000ahlari da kullanarak 200 bin insanin ölümüne ve sakat kalmasina sebep olmustur.

1970 ve 1975 yillari arasinda da Laos ve Kamboçya'da tam bir milyon insanin katledilmesinin sorumlusu da bizzat Amerika Birlesik Devletleri'dir.

Sili'de CIA'nin organize ettigi bir darbede (1973) 30 bin kisiyi katletmistir. Halkin oylariyla seçilen Baskan Salvador Allende'de kursuna dizilmistir.

Ayni sene Uruguay'da binlerce muhalif insan ormanlardi, lagim çukurlarinda katledilmistir.

ABD 1983 yilinda Lübnan'da yüz binlerce insan öldürdü. Burayi 14 bin deniz piyadesiyle isgal etti ve havadan ve denizden atilan bombalarla bunu yapti. Ayni yil Granada'yi da isgal ederek yüzlerce insani öldürdü.

1986 yilinda Lübnan'i yeniden bombalayarak binlerce sivili öldürdü.

1986 yilinda Panama Çikarmasi'ni yaparak bes bin kisiyi öldürdü.

1991 yilinda Kuveyt'in isgali bahanesiyle Irak üzerine tonlarca bomba atmis ve bu bombardimanlarda yaklasik yüz bin insan ölmüstür. Ve nihayet Ikinci Irak Savasi'nda dünyanin gözleri önünde Irak yeniden isgal edilmis, yüz binlerce insan öldürülmüs ve öldürülmeye devam ediyor. Bir ülke yerle bir edilmistir.

Amerika bütün bunlari yaparken ve terörizmini uygularken hep baris ve özgürlük demagojileri atmistir. Bugün ABD katil bir cuntanin idaresi altindadir. Yöneticileri ise birer savas suçlusudur. Amerika Birlesik Devletleri insan yasami üzerinde en büyük tehlike ve bir karabasandir.

Amerikan emperyalizminin ve onunla ayni kani tatmaktan çekinmeyen ortaklarinin 20 Mart 2003'te baslattiklari Irak isgalinin üçüncü yilini bitirmesine ragmen, oradaki direnis hâlâ devam etmektedir.

Onlar yalnizca bir direnis liderini öldürmek için bulundugu bölgeyi dahi âdeta ortadan kaldirmacasina bomba yagdirmayi, yüzlerce sivili çoluk çocuk demeden öldürmeyi bir basari sayiyorlar.

Sunu bilmeleri gerekir ki böylesi bir halk direnisini ortadan kaldirmalari için halki da ortadan kaldirmalari gerekmektedir.

Elbette bunu onlar da biliyor ve bu yüzden böyle vahsi davraniyorlar. Oradaki direnisin bu kadar uzamasi ve yayilmasi plan harici bir durumdur onlar için. Iste Avrupali müttefikleri de bu tereddütle temkinli davranip savasta çok az bir destek sagladilar ve bazilari yol yakinken ülke içinde de aldigi tepkilerle erkenden geri adim atti.

Avrupa izleyici pozisyonuna geçtikten sonra da Amerika Birlesik Devletleri ve Ingiltere dogal olarak oradaki güçlerini artirdi ve saldirilarini iyice çirkeflestirdi.

O, Vietnam'da yaptigina benzer bir taktik gütmeye çalisiyor. Yenilginin verdigi deneyimi kullanmaya çalisiyor ve Orta Dogu'daki ajanlarini ve is birlikçilerini kritik noktalarda devreye sokuyor. Böylece iktidara oturttugu kukla hükûmet ve onlarin çapulcu askerlerinin bir an önce kendi destekleriyle sistemi oturtmalarini umuyor. Fakat bu hükûmete destek verenler bir avuç çapulcudan öte bir sey degil.

Onlar dahi bazi bölgelerde sokaga çikmaya korkuyorlar. Kim ne derse desin Amerika'nin kendisi de dâhil herkes durumun bir fiyasko oldugunun farkinda. Savas basladiginda bazi çevrelerin, ki bunun için müneccim olmaya gerek yok, Amerika'nin Vietnam'dakine benzer bir hezimet yasayacagini söylediklerini biliyoruz.

Bütün isgallerin uzamasiyla dogru orantili bir durumdur. Temel kural sudur, isgalde muktedirlik ne kadar uzarsa, geçen her zaman isgalcinin lehine isler. Bu hem ekonomik hem siyasi hem de fiili olarak böyledir. Baskin basanindir diye bir söz vardir.

Fakat baskindaki temel ilke de imha edip, tamamlayip geri çekileceksin. Amerika Birlesik Devletleri bunun aynen böyle bir sekilde hâlledilmesini planladi fakat orada kaldi.

Oraya girdi ama hâlâ çikamadi. Ikinci Dünya Savas'inda Hitler, �Stalingart'a girecegiz.� demisti. Bunun ardindan Stalin ise �Girersiniz ama çikamazsiniz.� demisti. Savasin uzamasi Sovyetler lehine isledi. Stalin'in dedigi gibi Almanlarin oradan çikmasi mümkün olmadi. Orada kaybedilen mevzi, diger cepheleri de etkiledi ve nihai yenilgiyi getirdi.

Amerika Birlesik Devletleri su anda durdugu her saniye kayip içindedir. Böyle olmasina ragmen buraya odaklanmistir. Burada zararin neresinden dönersen kardir mantigiyla hareket edilemez. Ya burada biter ya da bitirir. Kendisi gibi pek çok emperyalist akbaba, gözünü bu noktaya dikmis beklemektedir. Amerika Birlesik Devletleri sunun da farkindadir: Burada kaybeden kim olursa olsun, ister Irak direnisi isterse Amerikan emperyalizmi, bitik hâle gelecektir.

Türkiye ise bulundugu cografyadan ve irak'a sinir olmasindan ötürü stratejik bir önem tasimaktadir.

Dünya Bankasi Baskanligina atanan Wolfowitz, Amerikan Savunma Bakani Rumsfeld'in yardimcisi olup Mayis 2003'de asagidaki sözleri söyleyerek Türkiye'yi tehdit eden �büyük Türk dostu�dur:

�Söyle bir Türkiye olmali: Her seye, Kuzey Irak'ta olan her seye süpheyle yaklasmayan, �Amerikalilarin ne istedigini umursamiyoruz.' demeyen, �Iran ve Suriye ile ne problem olursa olsun onlar bizim komsumuz.' demeyen bir Türkiye olmali. Söyle bir Türkiye olmali. �Evet, biz bir hata yaptik.' demeli... �Irak'taki olaylara daha duyarli davranmaliydik. Bilmedik. Ama artik biliyoruz. Nerede ne kadar yardimci olabiliyorsak o kadar yardimci olmaliyiz Amerikalilara.' demeli. Çünkü bu Türkiye'nin çikarlari için de çok önemli, Türkiye oradaki gelismelerden en hizli ve de en fazla yararlanacak ülke.� (7 Mayis 2003)

Bunlari söyleyen Rumfsfeld, diger yöneticiler gibi kirli bir geçmise sahiptir. Vietnam Savasi döneminde savunma bakanligi yapan bu adamin sicili bellidir. Vietnam'daki komplolarin, kimyasal silahlarin ve genel olarak tüm vahsetin arkasinda bu isim gizlidir. Türkiye geçmisiyle Amerika'ya imtiyaz vermenin bedelini ödemek durumundadir ve dayatmalara maruzdur. Fakat uzaktan ya da yakindan Amerika Birlesik Devletleri'nin destekçisi olmasi durumda bu hengâmeden en az Amerika Birlesik Devletleri kadar zararli çikacaktir. Müttefikinin zafer kazanmasi ise çok bir sey ifade etmeyecektir. Su bir gerçek ki hükûmetin ve devletin yaklasimi ne olursa olsun halk cephesi açisindan Amerika Birlesik Devletleri'ne karsi büyük bir nefret dogurmustur bu isgal.

Yapilan istatistikler bunu göstermektedir. Her açidan sonucu vahametle karsilanacak bir durum söz konusudur. Anlasilan Amerika Birlesik Devletleri, bu defa da insanlik açisindan hayli vahim sekilde neticelenecek bir girisimde bulundu. Yakin gelecekte neler olur ya da olabilir kestirmek güç. Çünkü tam anlamiyla �kontrolden çikmis bir dünya�da yasiyoruz artik. Üçüncü Dünya Savasi uluslar savasi olmayacaktir. Bilakis halklarla iktidarlarin savasi olacaktir. Vietnam ve Kamboçya'dan beri bunun sinyallerini aliyor dünya. Chomski'nin dedigi gibi �Emperyalist ülkeler kendi basini yiyeceklerdir.�

ABD kartondan yapilmis bir devdir.
Kitabin ilk basindan bu ana kadar ABD'nin dünya üzerinde kurmaya çalistigi egemenligi, yani ABD'nin emperyalist tarihini dile getirdik.

Bunlari okuyunca ABD'nin gerçekten güçlü oldugunu, istedigi her ülkeye rahatlikla girebilecegini ve onun karsi konulmaz bir güç oldugunu düsünebilirsiniz. Oysa bu düsüncenin gerçekle hiçbir ilgisi bulunmamaktadir. Çünkü Amerika kartondan yapilmis dev bir ejderhaya benzemektedir. Onu uzaktan görenler korkuya kapilabilir. Oysa ABD hiçbir seydir.

Öyle ise nasil oluyor da yüzlerce ülkeye rahatlikla girebiliyor, gözünü kirpmadan milyonlarca insani öldürebiliyor sorusu akliniza gelebilir.

Su unutulmamalidir ki ABD bir ülkeye kendi varligi ile asla girmiyor. O isgal ettigi topraklara oranin yerli is birlikçileri araciligi ile giriyor. Is birlikçiler araciligi ile insanlari öldürüyor ve ülkenin degerlerine onlar onlar araciligiyla el koyuyor.

Simdi Sili örnegine dikkatinizi çekmek istiyorum. Ne demistik:

�Sosyalist aday Salvador Allende Sili de devlet baskani seçildi. Sili üzerinde hesaplari olan ABD Baskani Nixon âdeta Allende'nin bu zaferinden deliye döndü. Ve onun görev yapmasini engellemeye çalisti. Ülkedeki yerli is birlikçileri ve fasistleri CIA araciligi ile yanina çekmeye çalisti. Darbe girisimlerinde bulundu.�

Iste ABD hep bunu yapiyor. Burayi iyi anlamak gerekir.

ABD degerlerini sömürmek istedigi ülkeye önce CIA ajanlarini gönderiyor. CIA, o ülkede sözü geçen gazeteci, bürokrat, sanatçilarla iliski kuruyor. Elbette ki bunlarin çogu yurtsever olduklarindan antiemperyalist tavir sergiliyorlar.

Ancak içlerinden ABD'nin yerli is birlikçileri de çikabiliyor. Bu çok az sayidaki vatan haini insanlar ABD'nin çikarlari için her seyi yapabiliyor. Gazete köselerinde onun istekleri dogrultusunda yazilar yazabiliyor. Kitleleri etkileyebiliyor.

Kurtulus Savasi yillarini düsünün! Bir gurup çikip ABD mandasini istedigini açikça söyleyebiliyor. Ve bu taraftar da bulabiliyor.

Ancak her ülkede Mustafa Kemal ve arkadaslari olamayabiliyor.

�Böl, parçala ve yönet� emperyalizmi en güzel bir biçimde tarif eden klasik bir sözdür.

Emperyalizm, ajanlari araciligi ile girer, yerli ajanlar olusturur. Is birlikçiler belirlenir. Antiemperyalist olusumlara karsi hareketler gelistirilir. Bu hareketler ABD tarafindan desteklenir. Ülke bir anda ikiye bölünür. Sonra antiemperyalist güçleri kendi aralarinda parçalamaya çalisir. Degisik fraksiyonlar olusturulur. Antiemperyalist güçler parçalandikça yerli is birlikçiler güçlenir ve bu ülke yönetimini ele geçirinceye kadar devam eder.

ABD kuklasi hükûmet is basina gelince Uluslararasi Para Fonu ve Dünya Bankasi kredileri ile güçlendirilir. Onlarin verdigi krediler ya alt yapi tesislerinde ya da antiemperyalist güçlere karsi baski araci olarak kullanilir.

Ilericiler, emperyalizm karsitlari susturulmaya çalisilir. Hapse atilir, iskencelere ugrar, yildirilir.

Bu arada ülkede çikan yasalar hep ABD lehine gelisir. Yabancilara toprak satilmasindan, uluslararasi sirketlerin ülkede daha rahat faaliyet göstermesi için kararnameler hazirlanir. Ulusal olan tüm kamu iktisadi tesekkülleri bir bir yabancilara satilmaya baslar. Ve bagimsiz bir ülke yari sömürge bir ülke hâline gelir.

Ülkenin resmî binalarinin önünde dalgalanan bayrak sadece bir simge olarak kalir. O bayragin ABD için zaten hiçbir degeri yoktur. Kendi bayragini bu ülkeye sattigi ürünlerin içerisinde, sirket logolari olarak zaten sokmustur.

Emperyalizm, yerli is birlikçiler olmadan asla o ülkeye girip degerlerini sömüremez. Çünkü o yukarida bahsedildigi gibi sadece kartondan bir devdir. Onu dev olarak gösteren en önemli sey ise Hollywood'dur.

Emperyalizm ve Kültür

Emperyalizmin, kapitalizmin serbest rekabet döneminden sonraki, sermayenin yogunlastigi ve merkezilestigi bir asama olduguna kitabimizin en basinda deginmistik.

Sermaye ihracindan, tekelcilikten, mali sermaye ve mali oligarsiden bahsetmistik. Bir de kültürel emperyalizm olgusu var ki bu modern sömürgecilik sisteminin hayata geçirilmesinde en önemli etkiyi olusturur.

ABD'nin 1492 yilindan bu yana neler yaptigini okuduk. Insanlik disi uygulamalar, döktügü kanlar, yaptigi vahsetler tarihe kayit düsüldü.

Insan yapisi itibariyla özgürlüklere ve güzelliklere meyillidir. Bu onun �insan' olma özelliginden kaynaklanmaktadir. Hiçbir insan ABD'nin yaptigi bu zulümleri onaylamaz, onaylayamaz.

Ancak dünya halklari bu katliamlari gördügü ve bildigi hâlde neden emperyalizme bu kadar duyarsizdir? Buna müthis bir direnç göstermesi gerekmez mi?

Ama olmuyor! Yeryüzünde antiemperyalist bir düsüncenin varligi yok denecek kadar az. Bunun tek bir sebebi var. ABD, dünya halklarinin topraklarina girmeden önce beyinlerine girmeyi basariyor.

Sermaye ihracindan önce kültür ihracini ortaya koyuyor. Emperyalizmde sömüren ile sömürülen arasindaki iliski biçiminin bu kadar çarpik olmasinin altinda da kültür emperyalizmi yatmaktadir.

ABD bu kültür emperyalizmini Hollywood araciligi ile ortaya koymakta ve beyinleri onunla uyusturmaktadir.

Hollywood da yapilanlar kisaca, güzel olani çirkin, çirkin olani güzel yapma sanatidir.

Bir ülkenin sokak ve caddelerinde ellerinde silahlar ile ABD askerleri dolasiyor. Ülke isgal altinda� Sinemalarinda ise Amerikan filmleri dönüyor.

Amerika sevdiriliyor filmlerde, basrol oyuncusu Amerika'yi seven çok iyi bir insan olarak çikiyor izleyicilerin karsisina. Izleyici onunla beraber düsünmeye basliyor. Onun kötü adamlarin elinden kurtulmasi için dua ediyor. Onun gibi düsünüyor.

Filmi izledikçe basrol oyuncusunun yaptiklarini alkisliyorlar. Kötü insanlar ile oturduklari koltuktan mücadele ediyorlar.

Oysa filmin anlattigi kötü adam o! Basrol oyuncusunun ortadan kaldirmak istedigi o! Filmi izleyen kötü adamin kendisi oldugunu nedense düsünemiyor çünkü o hep iyiden yana olmaya çalismis.

Iste Hollywood bu.

Çocuklarimiz Pentagon'un finanse ettigi Hollywood yapisi çizgi filmlerle büyüyor. Onlarin Süpermenleri, Batmanlari, Örümcek Adamlari çocuklarimizin beynine aglarini örüyor. Amerika'nin süper bir dev oldugunu ögreniyor filmlerden.

�Emperyalizm her bir seferinde kapitalizm dogasindaki sakli ve açik duran kompleksite katsayisini arttirip durur. Emperyalizmi ne sadece ekonomik emperyalizme, ne siyasal, ne de kültürel boyutlarindan birine indirgeyebiliriz. Emperyalizm bunlardan sadece birine indirgenemeyecek kadar komplekstir.

Hollywood ne kadar Pentagon´dan;Pentagon ne kadar Silikon Vadisi`nden; Silikon Vadisi ne kadar Wall Street`den; Wall Street ne kadar Detroit´den; Detroit ne kadar CNN`den ayri düsünülebilir ki?

Hazar Petrolü ile �Er Ryan`i Kurtarmak�, �Matrix� veya �Minority Report� arasinda dogrudan ve dolayli bir iliski var midir? Yoksa chiplerin üzerinden akan günlük milyarlarca CNN`den yayinlanan canli savas görüntüleri ile Echelon arasinda bir iletisimden söz edebilir miyiz?� (Kozmopolit, Subat- Mart 2003, K. Faruk Beskisiz, Internetten)

Evet, emperyalizmin hedefi halklarin zihnine, �Bilim ve teknoloji ve sinema araciligiyla girerek daha yenilmez, karsi konulamaz bir güç hâline geldigi�ni kazimaktir.

Bu propaganda aslinda halklara empoze edilen emperyalist kültürün en önemli özelligidir.

Emperyalistlerin çocuklar için hazirladigi �bilim-kurgu� filmlerinden romanlara kadar çesitli biçimlere sokularak bir yasam kültürü hâline getiriliyor.

Çocuklarimizin beyinlerine onun bir dev oldugu sokuluyor.

Amerikan filmlerinde Amerikan boksörleri, diger ülkelerin boksörlerini yeniyor. Amerikan savas pilotlari, diger ülkelerin savas uçaklari ile yaptiklari it dalasini hep kazaniyor.

Dünya 007 gibi onlarin ajanlari sayesinde kötü adamlardan kurtuluyor.

Elinde olmayan hayal ürünü teknolojik aletleri varmis gibi göstererek onun asla yenilmez bir güç oldugu vurgulanmaya çalisiliyor.

Onlarin ses hizini asabilen helikopterleri oluyor (Mavi Yildirim), kendi kendine giden ve konusan otomobilleri oluyor (Kara Simsek), en güçlü daima Amerika oluyor verdigi kültürde.

Böylece farkina bile varmadan insanlarin bilincine �Amerika'nin üstünlügü� yerlestirilmek isteniyor.

Oysa Amerika bizlere empoze edildiginin tam aksine bir ülkedir.

Amerika Yikilacaktir! Çünkü�

Amerika Yikilacaktir! Çünkü kan ve gözyasi üzerine kurulmus hiçbir uygarlik sonsuza kadar ayakta durmaz.

Kaldi ki Amerika bir uygarlik da degildir�

Avrupa'dan kaçarak kitaya yerlesen HIRSIZLARIN, KATILLERIN ve MACERAPEREST insanlarin olusturdugu bir topluluktur.

Onu olusturan kisilerin karakterini bugünkü Amerikalilara bakarak görebilirsiniz.

Amerika; üçüncü dünya ülkelerinin bütün degerlerini güç kullanarak sömüren, çalan bir HIRSIZDIR.

Sömürmek istedigi ülkenin topraklarina yerlesmek için, gözünü kirpmadan milyonlarca insani öldüren bir KATILDIR.

Sirketlerinin geliri için kendi askerlerini gözünü kirpmadan ölüme gönderecek kadar MACERAPERESTTIR.