11 Eylül ve Irak savasi
11 Eylül olayinin dünyada önemli bir yeri vardir. Hâlâ bu olayin nasil oldugu üzerinde yapilan spekülasyonlar devam etmektedir.

Hatta Amerika'da yasayan bazi guruplar bu olayi yapanin bizzat ABD'nin kendisi oldugunu ileri sürmekte ve bu olayla ilgili somut deliller sunmaktadir.
Bu Amerikan tarihini azicik bilen ve azicik düsünme yetenegi olan bir insan için bile kolayca aka gelebilecek bir seydir. Komplolar Amerika'nin her zaman ayrilmaz bir parçasi olmustur.
Fakat ne olursa olsun gerek 11 Eylül olaylari gerekse onun hemen ardindan gerçeklesen Afganistan ve Irak'in fiili isgali bize bu zamanin bir dönüm noktasi oldugunu göstermistir.
Kimyasal ya da nükleer silahlar üretiyor ve diktatörlükle yönetiliyor diye girdigi Irak'ta bugün kan ve gözyasi seli durmak bilmiyor. Dünyanin gözleri önünde korkunç bir zulüm yasaniyor.
Neden Amerika böylesi dogrudan bir saldiriya dünya kamuoyunun gözleri önünde ve pek de bir seyi gizleme geregi duymadan giristi. Sorunun en basit cevabinin ekonomik oldugunu hepimiz biliyoruz.
Fakat sorun buysa elindeki olanaklari ve iliskileri kullanarak söz gelimi Irak ve Afganistan'i geleneksel emperyalist iliskilerle ele geçirip modern sömürü sistemiyle kaynaklarini ele geçiremez miydi? Bunu da yapmasi çok imkânsiz bir sey degildi.
Zaten uzun yillardan beri bunun için ugrasiyordu. Bilimsel bir bakis açisiyla bu sömürü çok da uzun olmayan bir zaman içinde gerçeklesecekti. Saddam ise aslinda Amerika ile her zaman flört etmeye hazir bir liderdi.
Evet bu çok da sasilacak bir sey degil. O zaten tam da Amerika Birlesik Devletleri'nin istedigi gibi bir liderdi.
Saddam yakalandiktan kisa bir süre kizi basina söyle bir açiklama yapmisti:
�Niçin böyle oldugunu anlamiyorum? Babam her türlü teminati almisti.�
Bu sözler düsündürücü degil mi?
Olan suydu: Savas arifesine kadar her sey danisikli dövüs seklinde gelismisti. Saddam, Amerika Birlesik Devletleri'nin Irak'i bitirebilecegini biliyordu. Ayiyla dost olan adam misali onun dahi tahmin edemeyecegi bir netice ortaya çikti. Her sey uyumlu bir flört iliskisi içinde gerçeklesirken birden Saddam'in tepesine bombalar yagmaya ve ülke fiili olarak isgal edilmeye baslandi. Iste bu durum Saddam için sasirticiydi. Bu kadarini beklemiyordu. Peki, orta uzunlukta bir vadede emellerini el altindan gerçeklestirecek olan Amerika Birlesik Devletleri böylesi bir ani girisimde niçin bulundu?
Bunun cevabini Amerika'nin kendi içinde aramaliyiz. Özellikle bu konuyla ilgili önemli iddialar dile getirilmektedir.
Çünkü Amerika öyle bir noktadaydi ki kaybedecek bir dakika bile zamani yoktu. Amerika Birlesik Devletleri, çöküsün esigindeydi ve tarihteki en büyük bunalimini yasiyordu. Bu gerçekten çok büyük ama olabilirligi çok yüksek bir iddiaydi.
Dünyaya hep silahlarinin arkasindan bakmis olan ABD yikilmayacak, çökmeyecek bir güç degildi.
Amerika'daki bunalim, tamamen bir denge sorunuyla ilgiliydi. Bu bunalimin kaynaginda ya da karsisindaki muhatabi olarak organize olmaya çalisan bir Avrupa Birligi vardi. Yoksa temelde büyük bunalimlarin neticesinde emperyalistlerin en kârli çiktigini biliyoruz. Bu savas temelde Avrupa Birligi sikintisinin ve paniginin onlar için zorunlu kildigi bir aciliyet tasiyordu.
Dolar, avro karsisinda büyük bir deger kaybetti. Bilirsiniz çok hizli kostugunuzda eger düserseniz yaralanma riskiniz daha fazladir. Amerika hizli kosuyordu. Kosmak zorundaydi çünkü ekonomisinin ayakta durmasi bu hiza bagliydi. Bu yüzden uzun vadeli sömürü politikalarini bir yana birakarak böylesi bir isgale giristi.
Bu mantikla yola çiktigimizda diger tüm Avrupa ülkelerinin dogal olarak savasa karsi olmalari gerektigi gibi bir neticeye varabiliriz ama görünen öyle olmadi. Tam tersi Fransa ve Hollanda gibi ülkeler de savasa dogrudan ya da dolayli olarak destek verdi. Bunun nedeni nedir peki? Bunu emperyalizmi anlatirken izah ettik aslinda. Birbirine rakip olan bu ülkeler ya da olusumlar arasi iliski hep bir anlasma dâhilinde gerçeklesir. Yani Amerika Birlesik Devletleri zaten böylesi bir harekât için onlarin onayin almak durumdadir. Diger taraftan öbür emperyalist güçler ise dogacak pazardan pay almanin hesabini çikarmislardi.
�ABD'ye verdigi destegin karsiligini ne zaman alacaklardi?
Bundan baska sorunlar daha vardi Avrupa için. Kritik olan Avrupa'nin durumu degil ABD'nin durumudur. Avrupa sakinlik ve istikrar ariyor. Ayrica Avrupa'nin Amerika Birlesik Devletleri gibi hiçbir seyine takmayacagi bir kamuoyu yoktu.
Savasin uzun sürmesi, savasin basarisizlikla neticesi Avrupa içinde kitlesel çalkalanmalara neden olurdu. Tüm bunlari hesaba katan Avrupa, savasin biraz daha gerisinde durmayi tercih etti. Aslinda denklem basitti: Herkes koydugu sermaye kadar kâr alacakti. Ve Avrupa'da ancak riske edebilecegi kadarini koydu. Fakat Ingiltere ve özellikle Amerika Birlesik Devletleri, neredeyse neyi var neyi yok koydu bu projeye.
Proje diyoruz, zira bu sadece Irak ya da Afganistan isgaliyle sinirli bir sey degil tüm Orta Dogu'yu kapsayan bir girisimdir bu.
Görünen o ki ABD planlari dâhilinde birinci perdeyi oynadi. Afganistan ve Irak isgal edildi. Fakat bunun bir basari olup olmadigini anlamak zaman alacak ama Irak'ta ve Afganistan'da devam eden direnislerin bu kadar uzun süre devam etmesi onu kaygilandirir hâle getirdi.
Orta Dogu'daki politikasi büyük tepki toplamaya basladi. Yapilan anketlere göre buradaki en büyük müttefiki Türkiye'de bile Amerika Birlesik Devletleri nefret edilen bir ülke hâline geldi.
Ayrica Amerika Birlesik Devletleri olayi bir din savasi hâline getirdi. Bu da onun için çok aptalca yazilmis bir senaryoydu. Zira Amerika Birlesik Devletleri içinde dahi Müslüman ülkelerden göçüp oraya yerlesmis aileler ve insanlar vardi. Bunlar, Orta Dogu'daki kardeslerinin öldürülmesine büyük tepki gösteriyorlardi. Ingiltere'de ve Amerika Birlesik Devletleri'nde yer alti treni bombalamalarini yapanlar, orada dogup büyümüs, isleri güçleri yerinde olan Müslüman ailelerin çocuklariydi. Zaten mesele bir din meselesi degildi.
Fakat Amerika'nin asil sahipleri yöneticiler degildi. Amerika'nin asil sahipleri perde arkasindaki çogunlugu Yahudi olan zenginlerdi. Planin son kismi hariç geri kalani uzun soluklu bir çalismaydi. Koyu bir Evangelist olan Bush'un iktidara gelmesi ve Vietnam Savasi'nin mimarlarindan ve komutanlarindan olan Rumsfeld'in merkezde bulunmasi da bu açidan tesadüf degildir.
ABD bir bölgeye hâkim olmak istediginde CIA araciligi ile önce orada bir istikrarsizlik yaratir. Devletler arasi bir sorun ise kendisine kukla olacak bir devlete destek verir, devlet içi bir sorun ise orada kendine yakin bir muhalefet olusturur.
Kendi destekledigi tarafi kazandirir ve tanir. Sonra kendi istedigi sekilde yöneterek o ülkenin degerlerini uluslararasi Amerikan sirketlerine akitir. Bu hep böyle olmustur.
Eger dikkat edilirse en bastan Kizilderili tarihinden son Irak olaylarina kadar ABD'nin yaninda hazir bekleyen bir ülke daha vardir. Ingiltere her dönem ABD'nin yemek istedigi avin geriye kalanlarini paylasmak için olayin bir yerinde sürekli hazir bulunur.
1961'de Ingiliz emperyalizmi askerî gücünü Körfez'den çekerken geride bir de çibanbasi birakti: Kuveyt'e bagimsizligini verdi.
Bu yila kadar Kuveyt, Irak'in bir parçasiydi. Bu olay sonucunda Irak bir kara devleti olmak zorunda kaldi. Ekonomisi petrole bagimli oldugu hâlde bir petrol limani bile kalmiyordu. Dolayisiyla petrolünü satmak için bölgedeki rakip devletlerin topraklarinin üzerinden geçirmesi gerekiyordu.
1980 yilinda Irak, Iran'a saldirdiginda, Sovyetler Birligi'nin bölgedeki en önemli müttefikiydi.
Irak, Sovyetler ile yakin iliski içinde olmasina ragmen 1985-1990 yillari arasinda, ABD Kongresi, Irak'atoplam 1.5 milyar dolari bulan askerî malzeme yardimi yapilmasini onayladi.
Kongre'nin bu yardiminin disinda Amerikan sirketleri de Irak'a pek çok mühimmat yolladi. 1987 yilinda Iran, Körfez'i kapatip Irak petrolünün çikisini engellemek tehdidini savurunca Amerikan donanmasi Basra Körfezi'nde Iran petrol platformlarini bombaladi.
ABD Saddam'i o günlerden hazirlamaya baslamisti. Irak ile Iran yillarca bir birleriyle savasti. ABD bu süre içerisinde sürekli Irak ile dost oldu ve Iran'a karsi onu destekledi.
Savasin bittigi 1990 yilinda Saddam Hüseyin, Kuveyt'i ve daha az ölçüde de Birlesik Arap Emirlikleri'ni, asiri petrol üreterek fiyatlari düsürmekle suçladi ve tehdit etti.
Bu ülkeler petrol fiyatini artirinca ABD'nin çikarlari zedelenmis oldu. ABD bir sekilde buraya girmeliydi. Iste nedense tam bu arada ABD'nin istedigi bir sey oldu. Saddam Kuveyt'e girdi.
ABD bu olay sonrasinda Irak'i âdeta yerle bir etti. Tam bir buçuk milyon Irakli ABD'nin bombardimanlari sonrasinda hayatini kaybetti.
Amerika bununla da yetinmedi. Irak'a tamamen girmeli, petrol kuyularinin vanalarini kendisi açip kapatmaliydi. Ve Ikinci kez yeniden bir saldiri baslatarak Irak'i isgal etti.
Amerikan askerlerine bir köyden bir el silah atildiysa o köye içinde yasayan kadin ve çocuklariyla tamamen haritadan silindi.
Bu savasta Amerika Birlesik Devletleri Baskani suçlu oldugu gibi Amerikan halki da suçludur. Felluce'de yapilan insanlik disi saldirilara Amerikan halki hep alkis tuttu. Birkaç savas karsiti dernegin gösterdigi protestolar disinda Amerikan halki bu vahseti içine sindirdi.
Ebu Garip Cezaevinde insan onuruna yakismayan hareketlere kimse ses çikartmadi. Sonradan basina yansiyan video görüntülerinden Amerikan askerlerinin bu igrenç olaylardan bir sadist ruhu içerisinde nasilda memnun olduklarini izledik.
Bes yasindaki bir çocugu öldürdügünü elindeki gitariyla övünerek anlatan sapik bir Amerikan askerini yani basindaki arkadaslari gülerek, eglenerek dinliyorlardi.
Iste Amerika bu... Dünyayi kana bulayan insanliktan uzak bir topluluk. Sirketleriyle, bakanlariyla, aileleriyle ve çocuklariyla bes yasindaki bir çocugu öldürmenin gururunu yasayan insanlar. Vahsi canlilar toplulugu Amerika...
|