Koloniler
Yeni Dünya, basta Ingiltere olmak üzere, tüm Avrupa ülkelerinden, sürülmüs, dislanmis, hapse atilmis, yoksul, çaresiz ve ezilmis insanlarin sürüldügü bir bölgeydi. Buraya göçenlerin büyük çogunlugu bunlardan olusuyordu ama bunun yaninda burada sansini denemek isteyen bir sürü açikgöz, hirsiz ve çapulcu da Amerika'ya gelenler arasindaydi.
Kizilderili yerlilerin topraklarina yerlesen sömürgecilerin kolonilesme sürecini gözden geçirelim.
Kaptan Christopher Newport 1607 yilinda üç gemisi ile Chesapeake Körfezine demir attiginda, kaptanin sahile çikan adamlari âdeta büyülenmis gibiydiler. Uçsuz bucaksiz yesillikler, buz gibi su kaynaklari, adlarini hiç bilmedikleri meyveler, bir insanin arzu ettigi her sey vardi bu topraklarda.
Percy, �Observation� isimli kitabinda, alti çiçeklerle döseli güzel ormanlari, Ingiltere'ninkinden dört kere daha büyük lezzetli� nefis çiçekleri �çok iri ve leziz istiridyeleri, büyük miktarda küçük av hayvanlarini, �yigin hâlinde hindi yuvalari ve sayisiz yumurtalarini nasil bulduklarini anlatir.
Percy eserinde, yeni gelenleri, rengârenk kuslar, çesitli meyveler, çiçekler, güzel mersin baliklari ve güzel manzaralar karsisinda duyduklari sevinci anlatirken, bir Kizilderili kasabasina gittiklerinde orada yasayanlarin kendilerine misir ekmegi ve lüleli killerden çubuklarla içilen tütün getirdiklerini dile getirir. Gelen misafirlerine böylesine içten davranan ve sevinç gösteren yerlilerin bu sevinci belirli bir süre sonra önce hüzne sonra aciya ve nefrete dönüsür.
O Kizilderililerin yaylari agizlarinda, ayilar gibi el ve ayaklari üzerinde tepelerden sürünerek gelip göçmenlere nasil saldirdiklarini, insanlarin nasil amansiz hastaliklara yakalandiklarini, birçoklarinin da sirf açliktan öldüklerini ve cesetlerinin kulübelerden gömülmek üzere köpekler gibi sürüklenip çikarildigini kitabinda anlatir. (11)
Oysa vahseti baslatanlar beyazlardir. Onlar Avrupa'dan kopup geldiginde su anda ABD topraklari olarak kabul edilen alanda ortalama 80 milyon kadar yerli baris ve kardeslik içinde, kabileler seklinde hayatini sürdürüyordu.
Beyazlarin, Kizilderili ya da vahsi olarak adlandirdigi yerliler, onlara misir ve tütün yetistirmeyi ögrettiler. Yerliler inançlari ve yasam kültürleri geregi hiçbir seyi kendi mülkleri olarak görmezlerdi.
Onlarin inancina göre, bütün topraklar, yiyecekler ve her sey �Ölümsüz Ruh'a aitti. Bu yüzden beyaz adami bu topraklarin konuklari olarak gördüler. Sömürgeciler bu vahsi dogada yasamayi bile onlardan ögrendiler.
Kitaya akin eden Ingiliz tacirler, yerlilerin ortaya çikardiklari mallara zorla el koydular. Yerlilerden gasp ettikleri mallari gemilerle Avrupa'ya tasiyarak servet elde ettiler.
Deyim yerindeyse Beyaz adamlarin bu zulmü daha bu kitaya ayak basar basmaz basladi. Kizilderililerin dogal olarak bu zulme karsilik vermesi ve onlara onurlu bir direnis sergilemesi fazla sürmedi.
Kizilderililer onlara karsi mücadele ettiler ama basaramadilar. Kizilderililer inançlarina göre kavga edecegi kisi ile karsi karsiya gelir ve dövüsürdü. Onlar asla arkadan saldirmayi, pusu kurmayi, haince öldürmeyi bilmiyorlardi. Avladiklari hayvanlar ile karsi karsiya geldiklerinde ancak onlarla dövüsürdü. Onlara tuzak kurarak yakalamayi inançlari ile asla bagdastirmiyorlardi.
Yine de beyaz adamlarin hain ve kalles olduklarina aldirmadan onlarla savasabilir ve onlari yenebilirlerdi. Ancak beyaz adamin gürleyen borulari vardi.
Onlar, tipki bugün oldugu gibi, Bosna Hersek'te Sirplarin saldirilarina maruz kalan Bosnaklarin katledilmesine göz yumup petrol için Irak'a girmeye tereddüt etmeyecek kadar kallestiler.
Onlar hiçbir zaman Kizilderililer gibi mertçe dövüsmekten yana olmadilar.
Bu yüzden onlar �baris� dediginde bile �esaret� anlasilmaliydi. Bugün �demokrasi� adi altinda emperyalizmi ve fasizmi Irak'a yerlestirip çocuklari acimasizca öldürdükleri gibi.
Ileride genis olarak deginecegiz, Amerika girmek istedigi ülkede önce yerli is birlikçiler olusturur. Orayla ilgili komplo teorileri ileri sürerek yerli is birlikçiler vasitasiyla kendilerini sevdirip kendi aleyhinde olanlari toplumda kötü ve istenilmeyen adam olarak ilan ettirirler. Bunu yerli is birlikçilere yaptirirlar. Amerika'ya karsi gelen herkes yerli is birlikçiler vasitasiyla toplumdan dislanir ve sözleri ya da yazdiklari etkisiz hâle getirilmeye çalisilir. Kendi ülkesini begenmeyen, jurnalleyen bas taci edilir (Is birlikçiler konusunu ileride genis bir biçimde deginecegimizden burada kisaca olarak geçiyoruz.).
Dünyanin hiçbir ülkesinde ABD'nin yerli is birlikçileri olmadan emperyalizm oraya giremez. Koloniciler Amerika Kitasi'na ayak bastiginda önce bazi kabile reisleri ile anlasma yoluna gittiler. Onlardan yerli is birlikçiler yaratmaya çalistilar. Ama kitanin yerlileri, çocuklarini ve eslerini, anne babalarini ve kendi canlarini feda ettiler, sömürgecilere yerli is birlikçi olmadilar. 80 milyon olan Kizilderili nüfusu yine ileride deginecegimiz gibi 10 milyona düstü. Dünya tarihinde böyle bir vahset asla yasanmamistir.70 milyon kisi kisa bir süre içerisinde öldürülmüstür.
Simdi bunlari dile getirdigimiz için yerli is birlikçiler tarafindan ABD düsmanligi yapmakla suçlanacagimizi biliyoruz. Ama bildigimiz bir sey daha var. Insanlik var oldukça ABD emperyalizmi gibi onun yerli is birlikçileri de tarihin tozlu sayfalarinda kaybolacaktir.
Bugün 500 yil önce bir Kizilderili reisinin beyaz adama yazdigi mektup da onun ne kadar insancil ne kadar filozof oldugunu ortaya koyarken Amerika'yi sömürüp yerlilerin topraklarini elinden alan beyaz adamin da o kadar vahsi ve barbar oldugunu, insanlik suçu isleyen bir canavar ruhu tasidigini görebiliyoruz. O canavar ruh yasadigi sürece bazen Kamboçya'da, bazen Vietnam'da bazen Afganistan'da, bazen de Irak'da karsimiza çikiyor.
Mahpiu Luta'nin su sözlerine dikkat edin:
�Amerika'nin genis vadilerinde mutluluk içinde yasayan bizon medeniyetinin devami asil bir irk vardi...
Güler yüzlü, sevecen ve misafirperverlerdi...
Dört yüz yil önce, dünyanin öbür ucundan gelen �soluk benizlileri' de �kardes' deyip basmislardi bagirlarina...
Ama sevgiye karsi düsmanlik, yardima karsi nankörlük, mertlige karsi alçaklik gördüler...
Öz yurtlarinda �parya' edildiler, ezildiler, öldürüldüler; �medeniyet' ve �Tanri' adina... Sefil ruhlarin bölük pörçük zulümleri gün oldu devletlesip balyoz gibi indi baslarina... Artik gülmüyorlardi, gülemiyorlardi... Mezar tasi dikilmisti söndürülen ocaklarina...
Sonralari �Hürriyet Abidesi' dediler ona: Kan emerek semiren vampir devlet, �özgürlük, baris ve demokrasi' vaatleriyle sürdürdü sömürüsünü.
Ve sürdürüyor...
Beyazlar bize birçok söz verdiler, hatirlayamadigim kadar çok; bir tekinin disinda hiçbirini tutmadilar. Topragimizi alacaklarini söylediler ve aldilar.(12)
Koloniciler, Kuzey Amerika'ya yerlestigi siralarda bugday, yulaf, havuç, fasulye ve sogan gibi beraberinde getirdikleri sebzeleri burada yetistirmeyi basarmislardir. Bu topraklarda ise misir ve patates gibi iki degerli yiyecek bulmuslardir. Küçük gemilerin yolculuk etmesine müsait pek çok nehir sayesinde koloniler bu topraklarin ta içlerine kadar girebilmis ve beyazlarin oralarda konumlanmalarini saglamistir.
Kuzey Amerika Kitasi; kömür, bakir ve petrol bakimindan çok zengindir. Topraklari verimli, büyük sahilleri liman olmaya elverislidir. Özellikle Atlantik kiyilari bir sürü küçük koy ve körfezlerden olustugu için, buralarda büyük koloniler yerine bir sürü küçük koloninin konumlanmasina uygundur. Nitekim daha ilk zamanlarda burada tam on bes koloni kurulmustur.
Bagimsizlik Savasi kazanildiktan sonra da bütün bu topluluklar federasyon seklinde birlestiler. Genis kiyilar ilk kolonilerin kurulmasi için en elverisli yerlerdi. Ancak daha içlere dogru yayilmak biraz çetin bir isti. Çünkü sahillerin gerisi daglik bölgelerden olusuyordu ve bu bölgelerin ardina yayilmak için daha fazla kalabalik olmayi beklediler. Böylece batiya dogru ilerleyerek Misissipi Havzasi'na ulastilar.
Bu alan Birlesik Devletler'in neredeyse yarisi kadardir. Ayrica burasi gemi isletmeye müsait bir yerdi, zira birçok irmagin geçtigi bir bölgeydi. Burasi ayni zamanda ikamet etmek için paha biçilmez bir yerdi ve öyle de oldu. Bati Avrupa'dan gelen ve buraya yerlesen halklar çok kisa süre içinde kaynastilar. Fakat daha batiya yayilmalari biraz daha uzun sürmüstür. Bölge ancak altin arayicisi maceracilarin yöneldigi ve Kizilderililerin konumlandigi mekânlardir. Zamanla buralara yönelim hizlandi. Demir yollarinin yapilmasiyla birlikte de buradaki nüfus da çogalmaya basladi.
Amerika'da göç ve yerlesme hareketinin genellikle dogu-bati hattini takip etmesi daha baslangiçtan itibaren kaçinilmaz bir seydi. Içeriye dogru en kolay gidis yolunu saglayan St. Lawrence ve Büyük Göller, Atlantik kiyi bölgesinden asagi yukari dogu-bati istikametini izlemekti. Erie Kanali için kullanilan Mohawk Vadisi, Kuzey Appalachianleri kat etmekte ve dogu- bati istikametinde baska bir yol saglamakta idi.
Göç için üçüncü ana yolu teskil eden Ohio Vadisi de ayni yolu izler. Atlantik kiyilari ta Rocky Daglari'na kadar göçler, sasilacak sekilde bu düzlemlerin üzerinden gitmistir. Loisanna üzerinde Fransiz egemenliginin, California ve güneybati arazisi üzerinde Meksika egemenliginin, Ingilizce konusan Amerikalilarin ilerleyisi arasinda kendiliginden yitip gitmesi kaçinilmaz bir olaydi.
Hatta Amerikan tarihinin koloni devrinde bile ileri görüslü gözlemciler, Ohio Bölgesi'ni egemenligi altina geçirmis bir milletin Misissipi'yi de zamani gelince kontrolü altina sokmasi gerekecegine isaret etmislerdir. Bu havzayi da kontrol edenin sirasiyla onun batisindaki bütün bölgeyi hâkimiyet almasi kaçinilmazdir. (13)
Yerlilere uygulanan dinsel ve siyasal baskilardan kaçis, kolonilerin kurulmasinda ana tetikleyici güç oldu. Fakat hayatlarini idame ettirebilmeleri için kolonilerin en kisa zamanda ekonomik olarak düzeni saglamalari gerekiyordu. Bu sebeple tek çikar yol kolonilerin genis ve organize bir birliktelik olusturmalari gerekliydi. Fakat en büyük sorun is gücü yetersizligiydi. Topraklar sinirsizdi. Fakat bu topraklarda çalisacak is gücü yoktu. Bu durum zenci kölelik sisteminin yerlesmesine yol açti.
Amerika'nin ne oldugunu daha iyi anlamak için Afrika'da yasayan siyah adamlarin kara tarihini de bilmemiz gerekir
|