TAVSİYE ETTİKLERİM

ZEVAL

 

“Gece ‘eylem’in en asil çocuğudur. Onu siyahî kanı ile emzirir.” A. Can

Batıda neşredilen eserler eleştirilirken; roman içerisindeki karakterlerin psikolojik analizleri, bir birlerine karşı aldıkları tavır ve roman karakterlerinin vermek istediği mesajın evrensel mantığı sorgulanır.
Bizde ise durum daha farklıdır. Roman henüz ele alınıp okunmadan, onun kimin tarafından yazıldığı masaya yatırılır. ‘Biz’den değilseniz, yazılan romanın edebiyat çevrelerinde gündeme gelmesinin hiçbir şansı yoktur.
Türkiye’de kendilerini ülkenin gerçek sahibi olarak gören ve halkın iradesinin kendi iradelerinin sürekli altında olduğunu görüş ve düşünceleri ile beyan eden bir güruh var.  Seçmenden aldığı oylarla iş başına gelmiş bir iktidarı balyoz, sarıkız, ay ışığı vb. darbe senaryoları ile indirmeye çalışan bu güçlü azınlığın çalışmalarının sadece iktidara ya da siyasete karşı girişilen bir eylem olduğunu söylemek bir yanılgıdır.
Başbakan’ın başlatmış olduğu açılımın edebiyat alanında da sürmesi gerekmektedir.
Bazı gazete ve televizyonların kartel medyasından kurtulması ile birlikte, siyasete indirilmek istenen balyozu halk görebilme şansını yakaladı. Ancak edebiyat alanında indirilen balyozlardan okurlarımızın yeterince bilgi sahibi olduğunu söylemek mümkün değildir.
Türkiye’de sadece bize sunulan yazarların eserleri yoktur. Bu ülkenin toprağı ile yoğrulmuş yazarlarımızın neşrettiği güzel eserler de mevcuttur.
Bir uvertürün hamile olup olmadığını birinci sayfalarına haber yapanlar onlar hakkında bir satır dahi yayımlamadıklarından onları tanımakta güçlük çekiyoruz.
Geçenlerde bir kitap okudum adı “Zeval” kapağında saçı sakalına karışmış bir adamın siyah beyaz bir fotoğrafı var. Toplumun bozup yok ettiği ve çökerttiği biri. Çarpıcı kapağına rağmen bir kitapçının tozlu raflarında rastladığınızda edebiyat çevrelerinin onu gündeme getirmediği için satın almayacağınız bir kitap.
Altının değerini kimyası ile değil de bulunduğu yer itibarı ile ilişkilendirdiğimizden, tozlu raflardaki bir kitabın altın değerinde olabileceği kanısı ne yazık ki bizde oluşamıyor.
Zeval işte böyle bir kitap... Neyi aradığını bilmeyen bir adamın hikâyesi anlatılıyor satırlarında. Kitabı okuduğunuzda, o satırlardaki parlayan altınsı ışıltıyı gördüğünüzde, seçkin (!) edebiyat çevrelerinin iyi bir sarraf olmadığını rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.
Kitabın yazarı Ahmet Can, kaleminin ucundaki mürekkebi hayata boşaltırken; kurduğu cümlelerin, bölüm başlarındaki tanıdık aforizmalardan çok daha güzel olduğunu fark ederek şaşırıyor ve bu kitabın neden basının gündemine alınmadığını düşünmeye başlıyorsunuz.
Roman; Durgun adındaki bir yazarı, hikâyesini dinlediği yaşlı adamı ve yaşlı adamı içinde bulunduğu hale getiren Hicran adındaki bir kadının öyküsünü anlatıyor. Dar alanda geçen bir konunun Durgun ile Yaşlı adamın felsefi sohbetleriyle ne kadar da ustalıkla genişlediğine şahit oluyorsunuz.
Romanda bahsedilen bir konu var. Eskiler bir gencin kime aşık olduğunu anlamak için onun nabzını tutup etraftaki genç kızların adını zikrederlermiş. Hangi kızın adı söylendiğinde gencin nabzında bir değişme oluyorsa bu olayın müsebbibi olan kızın da kim olduğu anlaşılıyormuş.
Romanda oluşturduğu kişilerini kendi kişiliği içinden görebilmeyi başarmış. Romandaki davranışlar ve konuşmaların, kişilerin karakterlerinden çıkmasını da sağlamış. Ama bu kitap edebiyat çevrelerinde konuşulmuyor. Esere göre değil, yazara göre değerlendirme yapan edebiyat eleştirmenlerinin de nabzını tutmak gerektiğine inanıyorum. Emin olun ki piyasada sıkça duyduğumuz romanların isimlerini okurken onların nabızlarında bir değişiklik olmayacaktır.
Zeval’in tamamını anlatacak değilim.
Roman, Durgun’un sokaklarda yatıp kalkan yaşlı bir adama yardım etme duyguları ile başlıyor. Yaşlı adamın Hicran için her şeyini verdiğini görürken okur, sevdikleri için neler verebileceğini sorgulamaya başlıyor. Yüreğinde yardım duygusu taşıyan Durgun’un romanına güzel bir son bulması için nasıl bir katile dönüştüğünü gözlemliyoruz.
“Gece “eylem”in en asil çocuğudur. Onu siyahî kanı ile emzirir. Sadece kendine doğru yol alanlara mahremini açar.” Diyor Ahmet Can. Günahın ve şehvetin, Gizem ve tutkunun karanlığın sırdaşı olduğunu vurguluyor satırlarında.
Romanın ilk başlarında verilen bu cümle daha sonra Durgun’un karakterini oluşturuyor. Sonra başka bir yazar giriyor romana (Derin)
Ve Durgun’un hayatı; ihtirası yüzünden romanın ilk başında yardım etmek istediği, sokaklarda yatıp kalkan yaşlı adamın hayatına dönüşmesi;
“Sokaklar, Durgun’u ve farklı hikâyelere sahip tüm insanları içinde barındıracak kadar genişti. Ve Durgun kendini sokağa teslim ediyor.” Diye ifade ediliyor.
Roman boyunca Zeval’i Durgun’un yazacağını beklerken, onu Derin’in yazdığını ve Durgun’un romandaki bir karakter olduğunu fark ediyoruz.
Edebiyat çevrelerinin ve gecenin bizi siyahî kanı ile emzirmediği güneşli güzel günler diliyorum.

Yücel Kaya